Hafızayı Yerelden Kurmak: Aile Arşivleri, Karşı-Anlatılar ve Tarihin Açıkta Kalanları
Aile Arşivleri, Karşı-Anlatılar ve Tarihin Açıkta Kalanları
Söyleşi: Esra Kılıç
Noémi Lévy-Aksu ile
“Kasım Demiralp arşivi, dönemler arası sürekliliği, yerel deneyimleri ve görünmeyen aktörleri bir araya getirerek Türkiye tarihini başka bir yerden okumaya imkân tanıyor.”
Türkiye’de hafıza, adalet ve geçmişle yüzleşme tartışmaları çoğu zaman soyut kavramlar etrafında yürütülüyor. Oysa bu tartışmalar, yerel tanıklıklar, aile arşivleri ve sivil hafıza girişimleri üzerinden ele alındığında hem somutlaşıyor hem de toplumsal karşılık buluyor. Bu söyleşide, tarih, hukuk ve hafıza politikaları alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüten Hafıza Merkezi’nden Noémi Lévy-Aksu ile yerel ve sivil hafıza çalışmalarının sunduğu imkânları ve karşılaştığı sınırları birlikte düşünmeye çalıştık.
Söyleşinin çıkış noktalarından biri, Kasım Demiralp’in uzun yıllar boyunca biriktirdiği ve bugün bîr inisiyatifi tarafından egemen tarih anlatısının dışında bir hafıza alanı olarak kamusal bir zeminde görünür kılınan aile arşiviydi. Osmanlı’nın son döneminden 1990’lara uzanan bu arşiv, devlet şiddetinin farklı biçimlerini, Kürt sivil mücadelelerini ve gündelik hayatın izlerini bir arada barındırıyor. Bu yönüyle arşiv, bir aile belleğinin ötesinde, yerelden genele uzanan bir tarihin ve karşı-hafızanın imkanlarını görünür kılıyor.
Bu bağlamda söyleşide, yerel ve sivil hafıza çalışmalarının merkeziyetçi tarih anlatıları karşısında nasıl bir karşı hat kurabileceğini, aile arşivleriyle çalışırken mahremiyet, temsil ve araçsallaştırma risklerinin hangi politik sorumlulukları beraberinde getirdiğini konuştuk. Kasım Demiralp arşivi etrafında şekillenen bu tartışma, hafızanın yerelden, çatışmalı ve çok sesli biçimlerde nasıl üretilebileceğine dair daha geniş sorulara açılıyor.
Noémi Lévy-Aksu’nun yanıtları, bu arşivin geçmişi belgeleyen bir kaynak olmanın yanı sıra, bugünün hakikat ve adalet mücadeleleriyle temas eden, politik bir müdahale alanı olarak düşünmeyi öneriyor. Aynı zamanda, arşivin sessizliklerini, dışarıda bıraktığı öznellikleri ve bu boşlukların ne söylediğini sorgulamanın önemine işaret ediyor.
Bu söyleşi, hafızayı kapanmış bir geçmiş anlatısı olarak değil; yerelden beslenen, mücadelelerle kurulan ve sürekli yeniden üretilen bir alan olarak düşünmek isteyenler için bir davet niteliği taşıyor.
Hafıza Merkezi olarak uzun bir süredir Türkiye’nin inkâr politikaları ve geçmişle yüzleşme ihtimalleri üzerine çalışıyorsunuz. Bugünün Türkiye’sinde Hafıza Merkezi demokratikleşme ve onarıcı adalet tartışmalarında ne öneriyor?
Birkaç farklı boyuttan bahsedebiliriz. Birincisi, kurulduğundan beri Hafıza Merkezi aslında Kürt illerindeki insan hakları ihlalleri üzerinde çalışıyor. 90'lı yıllarda zorla kaybetmelere dair kapsamlı bir araştırma yürüttükten sonra farklı tür ihlallere ve 2000’li yıllara odaklandık. Bu alanda belgelemenin önemini biliyoruz. Bu ihlalleri anlamak için hem hukuki veri hem de sahadan veri toplamak çok önemli. Mağdurların aileleriyle görüşerek kayıplarına ve hafıza mücadelesine dair deneyimlerini anlamak gerekir. Türkiye’de belgeleme ve arşiv sorununa karşı, başka hak örgütleriyle birlikte yürüttüğümüz devam eden bir çabamız var. İkinci olarak, hakikat arayışını adalet mücadelesiyle birlikte düşünmek lazım. Bizim yaptığımız belgeleme çalışması sadece geçmişte yaşananları kaydetmekten ibaret değil. Aynı zamanda Türkiye'de farklı adalet mücadelelerini desteklemeye çalışıyoruz. Bu da sistematik cezasızlığa karşı hukuki süreçleri takip etmek anlamına geliyor. Bununla birlikte farklı adalet yollarını da araştırıyoruz. Özellikle mağdurların ve yakınlarının ihtiyaçları ve talepleri nelerdir, buna odaklanıyoruz.
Bu nedenle son yıllarda daha çok onarıcı ve dönüştürücü adalet kavramlarına eğildik. Çünkü burada daha bütüncül ve kapsayıcı bir adalet yaklaşımına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bunu hem bireyler üzerinden hem de toplum üzerinden, barış talepleriyle birlikte ele almak gerekiyor.
Son olarak, Hafıza Merkezi geçmişle yüzleşme ve toplumsal hafıza alanında da daha genel çalışmalar yürütüyor. Türkiye'de hafıza sahası nasıl gelişti, hangi dinamiklere ve engellere sahip? Türkiye’de Hafızalaştırma web sayfamız (https://memorializeturkey.com/tr) bu çabamızın bir örneğidir. Bunu önemsiyoruz; çünkü geçmişle yüzleşmeyi, farklı anlatılara alan açmayı ve aralarında bağlantı kurmayı toplumsal barışın ve sosyal adalet mücadelesinin bir parçası olarak görüyoruz.
Yerel ve sivil hafıza girişimleri, devlet merkezli tarih anlatısının dışında kalan sesleri görünür kılarak karşı-hafızanın zeminini oluşturuyor.
bîr insiyatifi, Kasım Demiralp’in aile arşivleri üzerinden yola çıkmış ve alternatif bir hafızalaştırma çalışmasına yönelmiş bir inisiyatif. Türkiye gibi katı-merkeziyetçi ülkelerde egemen tarih anlatısı karşısında, bu tür sivil hafıza çalışmalarının ve yerel arşivlerin nasıl bir direnç hattı kurabileceğini düşünüyorsunuz?
Evet, bence bu çok önemli bir direnç hattı.
Türkiye'de, aslında Cumhuriyet’in kuruluşundan beri hegemonik, devlet merkezli bir anlatı mevcut ve bunu kırmak oldukça zor. Cumhuriyet tarihi boyunca bu milliyetçi ve militarist anlatıya karşı direnen ya da bunun dışında farklı anlatılar kurmaya çalışanların sessizleştirildiğini ve kriminalize edildiğini görüyoruz.
Buna rağmen, özellikle son 20-30 yılda çoğalan yerel inisiyatifler bu anlatıda önemli çatlaklar açmayı başardı. Bu inisiyatifler farklı yerellere ve öznelere ses veriyor; tarihsel gelişmeleri anlamak için çok önemli katkılar sunuyor. Aynı zamanda farklı baskı ve ihlallere karşı ne tür direnişlerin ve ne tür tepkilerin ortaya çıkabildiğini de -ki bunlar resmi anlatıda görünmeyen boyutlardır- gösteriyor.

Kasım Demiralp, ailesiyle Bingöl Dağları’nda, yaylada. 1979.
Son olarak, yürütülen farklı yerel hafıza çalışmalarını bağlantılı biçimde düşündüğümüzde, hâlâ çok eksik olsa da resmi tarihe karşı giderek daha çok sesli ve çok özneli bir anlatının ortaya çıktığını görüyoruz.
Bu bağlamda Kasım Demiralp’ın arşivi, kendi yerelinde ve kendi bağlamında çok değerli bir arşiv olmakla birlikte, karşı hafıza oluşturma çabasına da önemli katkılar sunacaktır diye düşünüyorum.
Siyasi baskı, kapalı kanallar ve sınırlı kaynaklara rağmen, bir arşivi korumak ve canlı tutmak başlı başına politik bir müdahale anlamı taşıyor.
bîr insiyatifi olarak, Kasım Demiralp’in arşivleriyle çalışırken onu kamusallaştıracak imkanların kısıtlılığıyla da karşı karşıya olduğumuzu fark ettik. Bu kısıtlılıklar hem finansal yetersizliklerle ilgili hem de politik atmosferle ilişkili. Yerel tanıklıklara dayanan bu tür çalışmaların bu kısıtlılıkları nasıl aşılabileceğini düşünüyorsunuz?
Bu, bence her tür yerel girişim ya da sivil toplumdan çıkan hafıza çalışması için mevcut bir sorun. Siyasi bir değişim olmadan bunun tam anlamıyla çözülebileceğini düşünmüyorum. Şu anda bu tür hafıza çalışmalarını aktarmak ve kamu alanına taşımak için kullanılabilecek pek çok kanal ve araç kapalı. Eğitim sistemiyle ve akademiyle etkileşimler çok zor ve sınırlı; ana akım medyaya erişim ise neredeyse imkânsız. Ayrıca kamusal alanlarda, meydanlarda anıtlar ve anmalar gerçekleştirmek de oldukça zor.
Yine de az kişiye ulaşsa bile bu arşivi koruma altına almak, incelemek ve canlı tutmak çok değerli. Bazı arşivler uzun süre kapalı tutuluyor; çoğu da çok az kişiye ulaşıyor. Ancak bir arşivin tahrip edilmesini engellemek ve onu ilgili araştırmacılara açabilmek hem bugün hem de gelecek için önemli bir katkı sağlar.
Bu çalışmaların etkisini artırmak için, bu alanda çalışan kurumlar ve inisiyatifler arasında daha fazla bağlantı kurulması gerektiğini düşünüyorum. Kaynakları paylaşmak, ortak etkinlikler düzenlemek ve normalde bir araya gelemeyecek insanları sivil toplum içinde buluşturmak bile başlı başına değerli. Toplumsal cinsiyet, hafıza ve Kürt çalışmaları gibi alanlar farklı kesimlere hitap ediyor; bu farklı topluluklar arasındaki temasları artırmak kıymetli bir etki yaratır.
Bir aile arşivini kamuya açmak, ailenin mahremini toplumsal bir hafıza nesnesine dönüştürme riskini barındırıyor. Aile arşivleri üzerine çalışanlar için metodolojik tavsiyeleriniz neler? Aile üyelerini araçsallaştırmadan, adalet mücadelesine katkı verecek yöntemler nasıl geliştirilebilir?
Bu çok güzel bir soru ve aslında sadece aile arşivi için değil, her tür hafıza çalışması için sorulabilecek bir soru. Elbette bir aile arşivini araştırmanın bazı metodolojik farkları var; ancak sonuçta çalışmalar bir aileye odaklanmadığında da belli öznelere ve topluluklara ışık tutuyor. Bu yüzden araçsallaştırma riski her zaman var. Bundan tamamen uzak durmak mümkün müdür, emin değilim. Sonuçta bu arşiv üzerine çalışan kişi ister tarihçi ister aktivist olsun, her zaman kendi öznelliğine sahiptir ve bir şekilde kendi konumunu da yansıtan bir çalışma gerçekleştirecektir.
Ama bence burada önemli olan kapsayıcılık. Çalıştığınız arşivi ve oradaki kişileri -ya da bu arşivin kapsadığı özneleri- sadece birer nesne olarak değil, özne olarak da düşünmek ve mümkün olduğunca onları sürece dahil etme biçimlerini gözetmek gerekir. Bu çaba, ilgili kişileri çalışma hakkında bilgilendirmekle başlar. Burada söz konusu olan sadece aile değil; yerelde yaşayan, bu arşivde görsel ya da yazılı olarak yer alan birçok kişi var.

Kasım Demiralp’in fotoğraf albümünden bir kare
Elbette bu insanları tek tek tespit edip onay almak gibi bir şeyden bahsetmiyorum. Ancak bu çalışmanın hâlâ hayatta olanları nasıl etkilediğini düşünmek; onların kendi seslerine alan açmak ve mahremiyetlerine saygı göstermek gibi boyutlar önemli.
Ayrıca analizin bir aşamasında arşivin sessizliklerini sorgulamak, görünmez ya da az görünür olanlar üzerine düşünmek gerekir. Örneğin Kasım Demiralp arşivini toplumsal cinsiyet açısından nasıl değerlendirebiliriz? Çünkü bir arşiv ne kadar kapsamlı ve çeşitli olursa olsun, doğal olarak onu tutan kişinin bakışını, ilgi alanlarını ve önyargılarını da yansıtır. Bu nedenle hiçbir arşiv tek başına kendine yetmez. Arşivin dışında kalan, gölgede kalan ya da sessiz kalan özneler üzerinden düşünmek mümkündür. Mesela bir “karşı Kasım Demiralp arşivi” neye benzerdi? Bu tür sorular ve yaklaşımlar arşivin sınırlarını anlamaya yardımcı olur. O sınırlar üzerine düşünmek ise anlatıyı daha çeşitli ve daha çok sesli kurma imkânı sağlar.
Sonuç olarak, Kasım Demiralp bu arşivi tek başına tutmuş olabilir; ancak ailenin diğer fertlerinin bu konuda görüşleri neydi? Onların ürettikleri bir şey var mı? Ya da erişilebilecek anıları, anlatıları, paylaşabilecekleri deneyimler mevcut mu?
Arşiv etrafında bakış açılarını çoğaltmak ve gerçek bir eleştirel perspektif geliştirmek; arşivi kendi bağlamı içinde, çok taraflı bir şekilde anlamak açısından önemlidir.
Genç kuşakların geçmişle bağ kurma biçimi değişip dönüşüyor. Hafıza Merkezi’nin gençler üzerine çalışmalarını da takip etmekteyiz. Sizce bu tip dijitalleşen ve erişilebilir hale gelen arşivler, gençlerin barış arayışına ve demokratikleşme mücadelesine nasıl değebilir?
Evet, zaten bizim de gençlik çalışmalarımız biraz o noktadan hareket etti. Yani gençlere ulaşamıyoruz ve onlara yeterince hitap edemiyoruz. Klasik formlarla yapılan çalışmalar gençlerden uzak kalıyor: Rapor okuyan ya da üstten anlatılan anlatılara merak duyan çok az genç var. Bu bakımdan farklı anlatıları, farklı formları bulmak, icat etmek ve üzerine düşünmek kaçınılmaz. Dijital alan o açıdan önemli bir mecra. Hem gençler bunu çok kullandıkları için hem de bir yerelin ötesinde daha geniş ve farklı kitlelere ulaşmak açısından faydalı olduğu için.
Ancak bizim deneyimimizin gösterdiği şey şu: Tek başına bu da yeterli değil. Evet, teorik olarak dijital ortamda paylaşıldıktan sonra herkes erişebilir; ama pratikte çeşitli platformlar -bizim platformlarımız da dahil- çok az kişiye ulaşıyor. Ziyaretçi sayıları oldukça düşük kalabiliyor. Elbette görünürlük kazanmak kolay değil. Birçoğumuz ne akademiyle etkileşebiliyoruz ne eğitim alanına nüfuz edebiliyoruz ne yaygın medyada yer bulabiliyoruz ne de kamusal alanda güçlü bir varlık gösterebiliyoruz.
Dolayısıyla bu etkileşime geçememe hâli çok da şaşırtıcı değil. Bence burada iki önemli nokta var. Birincisi, dijital çalışmayı her zaman daha geniş bir çalışmanın parçası olarak düşünmek. Yani bir dijital arşiv, bir kaynak ya da bir platform varsa, bunu yaygınlaştırmak ve tartışmayı açmak için neler yapabiliriz diye düşünürken; yerelde buluşmalar, webinarlar, çalıştaylar gibi formatlar da buna eşlik edebilir. Bizim deneyimimiz yüz yüze gelmenin daha verimli olduğunu gösterdi. Ama üniversitenin kapılarını aralayabilmek ve tartışmaları farklı ortamlara taşıyabilmek de çok önemli.
İkincisi ise gençlere hitap etmenin en etkili yolunun onları doğrudan projeye ve çalışmaya dahil etmek olması. Gençler, kendilerinin katkı sunabileceği bir projeye çok daha fazla ilgi gösteriyor. Bu açıdan, bence bîr inisiyatifi çok güzel bir örnek.
Artık gerçekten o dikey sistem -yani bilenin anlattığı, bilmeyenin dinlediği model- eskisi kadar işlemiyor. Bu nedenle bîr inisiyatifi, gençlerden oluşan ve gençler tarafından şekillendirilen bir çalışma olarak önemli. Bunun devamını da düşünmek gerekir. Belki de daha fazla genç nasıl katkı sunabilir, buna odaklanmak gerekiyor. Gönüllü olarak arşiv çalışmasına katılım mümkün olabilir; üniversite öğrencilerine bu yönde teşvikler geliştirilebilir ya da farklı katılım yöntemleri bulunabilir.
Son olarak, Kasım Demiralp’in ömrü boyunca biriktirdiği, darbe zamanlarında saklamak zorunda kaldığı, ailenin üyeleri tarafından bugün üzerinde çalışılan bu devasa arşiv, bir yandan farklı tarihlerdeki devlet şiddetinin, öte yandan Kürt sivil mücadelelerinin ve gündelik hayatının kaydını tutuyor. Bu arşiv, bu haliyle bugün Türkiye’de süren hakikat mücadeleleri için neler söyleyebilir?
Türkiye’de tarihe çoğu zaman dilimlere ayırarak, kesitler hâlinde yaklaşma ve bu şekilde okuma eğilimi var. Bence Kasım Demiralp’ın arşivi, dönemler arasındaki devamlılığı ve geçişleri düşünmek için çok değerli bir kaynak. Zira zamansal olarak bu arşiv, Osmanlı’nın son döneminden 90’lara kadar uzanan bir süreci kapsıyor. Kasım Demiralp’ın kendi anlatılarıyla birlikte, o uzun döneme ilişkin farklı yazılı, görsel ve işitsel kayıtlar da içeriyor.
İkincisi, yerellik üzerine düşünmek için de çok önemli bir arşiv. Sonuçta Bingöl, çok çalışılan ve çok bilinen bir coğrafya değil. Kürt çalışmaları içinde de çok eğilinen, incelenen bir bölge sayılmaz. Bu arşiv sayesinde aslında ne kadar önemli bir coğrafya olduğunu da görüyoruz. Şeyh Sait İsyanı’ndan 90’lara kadar nasıl etkilendiğini, hangi özgün yerel dinamiklere sahip olduğunu; ama aynı zamanda Kürdistan’daki daha geniş dinamiklerin bir parçası olduğunu anlamak ve tartışmak için önemli bir imkân sunuyor.
Üçüncüsü, daha önce de söylediğimiz gibi Türkiye tarihi büyük ölçüde devlet merkezli bir anlatı üzerine kuruludur. Bu arşiv sayesinde tarihsel gelişmeleri hem yerelden hem de farklı özneler üzerinden okuyabiliriz. Bu öznelerin yaşadıkları, maruz kaldıkları katliamlar ve çeşitli hak ihlalleri üzerinden bir okuma yapmak elbette mümkün ve bu çok önemli bir bakış açısı. Ancak bence bu arşivin dikkat çektiği başka noktalar da var. Çünkü burada yalnızca mağdur edilen değil; aynı zamanda direnen, siyasete katılan ve tarihsel gelişmelerde aktif rol alan öznelerden söz ediyoruz. Kasım Demiralp’ı sıradan biri olarak nitelendirmek zor; sonuçta önemli bir figür. Ama tarih kitaplarında yer almayan bu tür yerel aktörlerin, farklı dönemlerde siyasi ve toplumsal hayatı nasıl şekillendirdiklerini göstermesi açısından arşiv çok kıymetli.

Kasım Demiralp tarafından 12 Eylül 1980 darbesi sırasında toprağa gömülen ve 1984’te yeniden çıkarılan bir fotoğrafın arka yüzü. Arşivden
Keşke bu tür arşivlerden daha fazla olsa da daha kapsamlı bir karşılaştırma yapabilsek. Kasım Demiralp gerçekten çok istisnai bir figür mü? Biraz öyle görünüyor; çünkü arşiv böyle bir tablo ortaya koyuyor. Ama belki de yeterince bilmediğimiz için, başka örneklerle karşılaşmadığımız için böyle düşünüyoruz. Farklı yerellerde benzer aile arşivleri mevcut olsaydı, siyasi, toplumsal ve kültürel dinamikleri çok daha farklı biçimlerde değerlendirme imkânımız olurdu. Benim için bu arşivin yarattığı temel soru işareti de bu: Kasım Demiralp ne kadar istisnai bir figür? Onu aynı kuşaktan diğer yerel aktörlerden ayıran neydi ya da ne ölçüde o kuşağı temsil ediyor?
Maalesef bu tür arşivler çok yaygın olmadığı için bunu anlamak zor. Ama kim bilir, belki de başka aile arşivleri için bir ilham kaynağı olabilir. Kasım Demiralp arşivini ortaya çıkarmak, analiz etmek ve daha görünür kılmak; başka ailelerde ve kişilerde bu konuda bir farkındalık yaratabilir. Bodrumlarda, tavan aralarında bekleyen kutuların, sandıkların açılmasına vesile olabilir. bîr inisiyatifi için en değerli etkilerden biri de bu olur diye düşünüyorum.