Bir Aile Belleğine Doğru: Kasım Demiralp Arşivi ile Geçmişle Konuşmak
İZLENİM
Amed’den (Diyarbakır) kuzeye doğru ilerlerken, manzara ilk anda bana IKBY'deki (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi) tepeleri hatırlattı; toprak, bitkiler, yükseltiler ve yer yer kayalıklar… İngiltere Exeter’den geliyordum; Exeter Üniversitesi’nde Ortadoğu arşivleri üzerine çalışıyorum ve aylar önce kurduğum bu yolculuğun daha ilk saatlerde tanıdık bir coğrafyayla karşılık bulması garip bir yakınlık hissi yarattı. Kara yoluyla Bingöl’e (Çewlîg) doğru ilerlerken aklımda bölgeye dair uzun süredir zihnimi meşgul eden bazı sorular ve meraklar vardı.
Bingöl’e vardığımda beni arkadaşım Dara Demiralp ve onun arkadaşı Ahmet Onat karşıladılar. Onlar da İstanbul’dan gelmişlerdi ve uçaktan henüz inmişlerdi. Kısa bir sohbetin ardından, birlikte Bingöl kent merkezinden 75 km ötede yer alan Kargapazarı (Qerxebazar) köyüne doğru yola çıktık. Bingöl’den kuzeydoğuya doğru ilerleyip rakım arttıkça hava serinledi; toprak yeşillendi, bitki örtüsü ise daha gür ve çeşitli bir hale gelmeye başladı. Rengarenk çiçekler, rüzgârın taradığı otlar ve yer yer akan dereler, bölgenin hem sertliğini hem de dinginliğini birlikte taşıyordu.
Bir buçuk saatlik yolculuktan sonra Kargapazarı köyüne vardık. Amacım, hem Demiralp Ailesi’nin hikâyesine ve sosyolojisine yakından bakmak hem de bu ailenin bir ferdi olan Kasım Demiralp’in bir asrı aşan geniş arşivini yerinde incelemekti. Zira aile arşivlerinin tarihte oynadığı rol her zaman çok ilgimi çekmiştir; çoğu zaman yazılı devlet kayıtlarının görünmez kıldığı toplumun gerçeklerini açığa çıkarır ve resmi tarihin boşluklarına ses katan bir karşı-hafıza işlevi görür.
Bingöl’ün Karlıova (Kanîreş) ilçesine bağlı Kargapazarı köyü, yaklaşık 500 haneli ve 3500 nüfuslu, tamamı Kürt olan bir köydür. Evlerin çoğu, batıdan doğuya uzanan uzun ve ağaçlıklı bir yolun çevresinde kümelenmiştir. Köyde iki cami, bir okul, bir kafe ve üç dükkân vardır. Demiralp ailesinin evleri ise köyün en merkezi noktasında, çeşitli meyve ağaçlarıyla çevrili geniş ve yeşil bahçeler içinde, düzenli ve nezih bir biçimde konumlanır. Tabii, bu mekânsal düzen, ailenin kültürel yaşantısının zenginliğini de gösterir gibidir. Köyün kuzeyindeki tepelerde ve güneyindeki ovada birçok ahır vb. yapı yer almaktadır. Hayvancılık köyün temel geçim kaynağıdır.

Kasım Demiralp’in arşivine ve Demiralp Ailesi'nin anlatımlarına bakıldığında, köyün Osmanlı döneminde bir Ermeni yerleşimi olduğu anlaşılmaktadır. Köyde, Ermenilere ait bazı arkeolojik izler bugün de varlığını korumaktadır. Köyün eski isimleri konusunda farklı rivayetler bulunsa da, bugün kullanılan “Kargapazarı” adının, köy merkezindeki ağaçlarda yuvalanan ve gün boyu sesleri eksik olmayan kargalar düşünüldüğünde, köy için hala fazlasıyla uygun olduğu söylenebilir.
Köyde dinlediğim hikayeler, anlatılan her küçük detay bir aile hafızasının kuşaklar boyunca nasıl korunduğunu gösteriyordu. Bu hafızanın en belirgin taşıyıcısı ise, bugün arşivini incelemek için geldiğim Kasım Demiralp’ti. Demiralp, 2 Ağustos 1998 yılında hayatını kaybetmiş ve geriye büyük bir arşiv bırakmış. Dolayısıyla köydeki muhabbet, beni arşivin derinliğine uzanan bu yolculuğa çıkardı. Bu, tam da amaçladığım gibi beni hem Demiralp Ailesi’nin geçmişine hem de Kasım Demiralp’in yaşamına yöneltti.
Demiralp Ailesi: Bitmeyen Hikâye
1924 yılında Bingöl’de dünyaya gelen Kasım Demiralp, Osmanlı Devleti’nde “Xeto Ailesi” (Mala Xeto) olarak bilinen köklü bir sülaleye mensuptur. Ailenin geçmişi, imparatorluk döneminin de ötesine uzanan kadim bir tarihe dayanır.
Demiralp Ailesi'nin derin hafızası, canlı bir tarih gibidir, kökleri 10. yüzyıla kadar gider. Aile içi rivayetlere göre ataları; 983 yılında El-Cezire’de (Yukarı Mezopotamya) kurulan ve yaklaşık yüz yıl (983-1085) yaşayan Mervani Kürt Devleti’nin kuruluşunda yer almıştır. Ailenin ataları 12. yüzyılda, yani 1187 tarihinde Kudüs’ü fetheden Kürt komutan Selahaddin Eyyubi’nin ordusunda da yer almıştır. “Suwar/Siwar” (Atlı) olarak anılan bu öncü kuvvetler, Kudüs’ün fethine süvari birlikleri olarak katılmıştır.
Büyük bir aşiret olan Siwar Aşireti, aynı zamanda birçok Kürt mîrliğinin kuruluşunda rol oynayarak Cibran Konfederasyonu'nu kuran aile olmuştur. Tarihsel süreçte Kerkük, Halep ve Lübnan gibi coğrafyalarda varlık gösterdikten sonra, 16. yüzyılın sonlarına doğru Urfa (Riha) ve Viranşehir (Wêranşar) bölgesine gelerek buralara yerleşmişlerdir. 18. yüzyılda bu bölgeden ayrılarak önce Ağrı/Doğubeyazıt (Bazîd) ve oradan da Mardin/Derik (Dêrika Çiyayê Mazî) bölgesine geçmişlerdir. Siwar Aşireti, 19. yüzyılın başlarında ise Bingöl, Muş ve çevre kentlere yayılmıştır. Bu bölgelere dağılan Siwar Aşireti’nin devamı olan Xeto Ailesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yerel otoriteleriyle sorunlu bir ilişki geliştirmiştir. Aile, imparatorluğun son dönemlerinde sürekli ihtilaflar yaşamış; bu nedenle ailenin önde gelen kimi fertleri tutuklanarak, Osmanlı tarafından bir sürgün yeri olarak kullanılan Rodos Adası’na gönderilmiştir. Devlet güçleri, 1894 yılında ailenin önde gelen isimlerinden biri olan Evdî’nin başını keserek başkent İstanbul’a göndermek üzere önce Erzurum’a, ardından Erzincan’a nakletmiştir. Evdî’nin annesi Hefsê, oğlunun koparılan başını almak için Osmanlı askerlerinin izini sürerek Erzincan’a gider. Burada, seçkin bir Osmanlı paşası olan Müşir Zeki Paşa’dan oğlunun kesik başını alarak köyüne döner; başı, köyde bulunan cenazesine diker ve cenaze büyük bir kalabalık eşliğinde toprağa verilir.
Bu çarpıcı olay ailenin hafızasında çok canlı bir şekilde yaşıyor. Yine benzer tarihlerde, ailenin diğer önde gelen bazı üyeleri de Erzurum Taşhan Hapishanesi ile Elâzığ/Maden Hapishanesi’nde Osmanlı Devleti tarafından öldürülmüştür. Fakat tüm bu baskı ve kayıplara rağmen, Kasım Demiralp’in dedelerinden Miralay Halid Bey (Xalid Beg / 1882-1925), Osmanlı’nın son yılları ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde bölgenin en etkili figürlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Ailenin tarihsel hafızasındaki en kilit isimlerden biri olan Miralay Halid Bey, 1921’de Erzurum’da Kürdistan İstiklal Komitesi örgütünü kurmuş ve 1924 yılında Kürt isyanını başlattığı gerekçesiyle 14 Nisan 1925’te idam edilmiştir. Aynı dönemde ailenin diğer önemli isimleri Mihemedê Xelîlê Xeto, Reşîdê Ehmedê Xeto, Mihemedê Evdoyê Xeto ve Mihemedê Şerîfê Xelîl gibi pek çok genç figür de, komite bünyesinde askeri ve diplomatik görevler üstlenmişlerdir. Ancak Xeto Ailesi bu rolün bedelini ağır ödemiş; ailenin pek çok ferdi ya İstiklal Mahkemeleri’nde idam edilmiş ya da dağlarda infaz edilerek hayatını kaybetmiştir. Bu büyük aileden hayatta kalan az sayıdaki kadın ve kız çocuğu da sürgün edilmiştir. Sürgüne gönderilen aile fertlerinden bazıları Suriye’ye geçmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte sınır dışına çıkan bazı aile fertleri, Ekim 1927’de Lübnan’ın Bihamdun kentinde kurulan ve Kürt ulusal birliğini hedefleyen Xoybûn Cemiyeti’ne katılmıştır.
Kürt siyasal tarihinin ve Kürt mücadele tarihinin her döneminde varlık gösteren bu kadim ailenin bir bakiyesi olan Kasım Demiralp, 1940’larda henüz 16 yaşındayken, hem imparatorluk tarafından katledilen aile bireylerinin hem sonrasında, 1925’te adeta tarihten silinen ailesinin izini sürmeye başlar. Henüz küçük yaşta annesi Xezal’in yönlendirmesi ile ailesinin hikayesini toplamaya çalışan Demiralp, 26 yaşında (1950’lerde) Demokrat Parti’ye (DP) katılmış, 1960 Askeri Darbesi sürecinde gözaltına alınmıştır. Türkiye’de 1965 yılında kurulan ve bölgede yeraltı faaliyetleri yürüten Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP), kuruluşundan üç yıl sonra 1968 yılında Kargapazarı köyünde; Kasım Demiralp’in evinde günler süren gizli ve kritik bir toplantı gerçekleştirmiştir.
Bu ailenin yüzyıllara dayanan mücadelesi, son 50 yılda da devam ederek bugünlere devrolunmuştur. 1980, 1990 ve 2000’lerde Kürt meselesi bağlamında Kürtlerin kimlik talepleri, hak, eşitlik ve özgürlükleri için yürütülen mücadelenin muhtelif safhalarında yer alan aile bireyleri olur. Yine 1990’lı yıllarla aile demokratik siyasette de rol alarak, yerelde sırasıyla Halkın Emek Partisi (HEP), Demokrasi Partisi (DEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) gibi partilerde yer alarak tarihsel mücadele mirasını modern Kürt hareketinin deneyimleriyle buluşturur. Günümüzde de bu siyasi geleneğin devamı olan parti ve kurumlarda yer almayı sürdürmektedirler. Özetle aile, tarihsel süreç boyunca Kürt siyasal hareketlerinden hiç kopmayarak siyasetteki etkinliğini ve sürekliliğini korumuştur.
“Arşiv Odası”
Kasım Demiralp, 1925’te Xeto Ailesi’nden geriye kalan bir isim olarak, bu aile tarihini yıllarca hiç bıkmadan ve kesintisiz biçimde kayıt altına almıştır. Bunu yaparken sadece kendi aile geçmişini değil, yaşadığı bölgenin tarihini de büyük bir titizlikle kayda geçirmiştir. Tüm bu çabasının ortağı annesi Xezal olmuştur. Ki annesi Xezal’in de, Demiralp’in kayıt altına aldığı anlatılar arasında yer alan, romanlara konu olabilecek kadar ilginç ve çarpıcı bir hayat hikâyesi vardır.
Kasım Demiralp’in tarih ve hafızayı kaydetme pratiği, aile çevresinin ötesine geçerek Kürt tarihinin önemli şahsiyetlerine de uzanır. Çok önemsediği isimlerden biri Seyîd Rıza’dır (1863-1937). Seyîd Rıza, Dersim’deki bir ayaklanmanın ardından Elazığ’da idam edilmiştir. Bu süreçte Dersim’deki binlerce Kürt ya öldürülmüş ya da sürgüne gönderilmiştir. Önemsediği bir diğer isim ise Şeyh Said’tir (1866-1925). O da 1925 İsyanına (Şeyh Said Hareketi) liderlik ettiği için Şark İstiklal Mahkemeleri tarafından 29 Haziran 1925’te, 47 arkadaşıyla birlikte Diyarbakır’da idam edilmiştir. Amed’deki dükkânlarda bu liderlerin fotoğraflarının satıldığını görmüştüm; aynı fotoğraflar Kasım Demiralp’in aile evinde, yani onun Arşiv Odası’nda da karşıma çıktı. Onları görür görmez tanıdım. Kasım Demiralp, onlarla ilgili özel bilgileri de kayıt altına almıştı.
Arşiv Odası’nda Demiralp ailesinin farklı üyeleriyle yaptığım sohbetlerde; Kasım Demiralp’in 1960’larda dava vekili olduğunu öğreniyorum. Dava vekili, avukat sayısı beşten az olan yerlerde avukat yetkisini taşıyan kişidir. Demiralp bu sıfatla, bölgelerdeki hukuki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapan ve toplumsal meselelerde sorumluluk üstlenen bir hukukçu olarak bölgenin dört bir tarafında tanınıyor. Bir taraftan hukukçu kimliği ile çalışmalar yürütürken diğer taraftan ailesinin 1925’ler ve 1930’larda yaşadığı travmatik olaylar ile bölgenin tarihine dair pek çok ayrıntı topluyor. Tüm bunlar, onun Kürt tarihini kaydetme konusundaki kararlılığını daha iyi anlamamı sağladı.
Demiralp, yıllara yayılan çalışmalarını tek bir odada topluyor ve buraya “Arşiv odası” adını veriyor. Onun vefatından sonra geniş arşivinden birçok yazılı ve görsel materyal akrabaları ve bölge insanları tarafından alınsa da, yeni yapılan evde arşivin kalan kısmı aynı titizlikle korunarak yeniden oluşturulan bir arşiv odasında muhafaza ediliyor. Bu pek sık rastlanan bir durum değildir. Yaşadığı coğrafya gibi izole, merkezi olmayan bir bölgede, içinde büyük sırlar barındıran böylesi bir birikimi saklayan bu odanın varlığı bile başlı başına incelenmeye değer bir olgudur.
Arşivin Muhteviyatı
Demiralp’in arşivinde yer alan birçok belgeyi ve kişisel evrakı inceleyerek; hem onun kişisel ve entelektüel yaşamı hem de bölgedeki Kürt topluluğunun tarihi hakkında fikir sahibi oldum. Demiralp’in arşivinde, kendisine ait ses kayıtları, bölgede 1960-70’lerde 1925 Kürt İsyanının tanıklarıyla yapılmış kayıtlar, dengbêj kayıtları, günlükler, mektuplar, hayvan derisine alınmış notlar, aile şeceresi notları, çeşitli Farsça ve Osmanlıca belgeler, yerel belediye kayıtları ile şiir ve dini metinlerin el yazması kopyaları da bulunuyordu. Bazı dokümanlar kötü durumda olsa da, bu fiziksel hasarlar bile hikâyenin bir parçası. Zira Demiralp, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sırasında kitap ve belgelerine devlet tarafından el konulmasını önlemek için bunların büyük bölümünü gömmek zorunda kalmış. Bu durum, dönemin koşullarını ve yaşanan zorlukları anlamanın en somut kanıtlardan biri; nitekim asıl büyük arşivinin önemli bir kısmını o günlerde toprak altında kaybediyor.
Örneğin, Demiralp’in arşivindeki yazılı materyalleri incelediğimizde; 1839 tarihli bir el yazması Kur’an, Kürt yazar Mele Xelîl Sertî’nin (1754-1843) dini ayetler üzerine kaleme aldığı Rehberê Ewam Şerha Nehcu’l-Enam adlı eserinin bir kopyası, Melayê Cizîrî’nin Dîvanı’nın oldukça eski bir nüshası, Osmanlıca öğrenme kitaplarının eski nüshaları ile bazı Osmanlı askerî el kitapları, çeşitli dergiler ve çok sayıda el yazması dini kitabın yer aldığını gördük. Kitaplığı da yine eski eserlerle doluydu.
Belli ki Kasım Demiralp çok yönlü bir karaktere sahipmiş. Yerel tarih, bölgesel çalışmalar ve ulusal araştırmalarla ilgilenmenin yanı sıra evrensel bir okuma yelpazesi de varmış. Nitekim kitaplığındaki eski eserler çok şey anlatıyordu. Kitaplığında dünya edebiyatının önemli klasikleri de yer alıyordu. Örneğin, 1958 baskılı Anne Frank’ın Hatıra Defteri, 1959 baskılı Aziz Nesin’in Mahmut ile Yadigâr’ı, 1962 baskılı Charles Dickens’ın Pikvik’in Maceraları, 1965 baskılı Victor Hugo’nun Sefiller’i ve 1966 baskılı John Steinbeck’in Bitmeyen Kavga’sı bunlardan yalnızca birkaçıdır.
Bu eserler arasında özellikle Anne Frank’ın Hatıra Defteri benim için düşündürücüydü. Zira Demiralp kendisinden geriye 53 adet günlük bırakıyor. Dolasıyla Demiralp’in Anne Frank’ın Hatıra Defteri kitabı ile nasıl bir duygusal bağ kurduğunu merak etmeden edemedim. Acaba bu kitaba diğerlerinden daha özel bir ilgi mi duymuştu?
Demiralp’in arşivinde dikkat çeken bir diğer unsur ise Ermeni Markar Usta’ya ait nesnelerdir. Aile anlatısına göre, 1915 yılında yaşanan Ermeni Soykırımı sırasında henüz on yaşında bir çocuk olan Markar, Kasım Demiralp’in dedesi tarafından katliamdan kurtarılır. Markar, yıllar sonra “Tarım” soyadını alır; evlenir ve aile kurar. Zamanla demir ustası olur ve yörede Markar Usta olarak tanınır. 1950’lerde hasatta kullanılan tarım aletleri olan orak ve dal orağının üzerine kendi imzası olan “M.K”yi işleyerek bunları Kasım Demiralp’e hediye eder. Demiralp ise Markar’ın kendisine verdiği bu nesneleri, Markar’ın 1966’daki ölümünden sonra Karlıova’daki yazıhanesinde başucuna asar. Sonraki yıllarda arşivinin baş köşesinde saklar. Bugün bu aletler hala arşivde durmaktadır.
Ayrıca arşivinde kişisel belgeleri ve aile fotoğraflarının yanında büyük fotoğraf albümlerinin bulunduğu valizini; valizin içindeki ayakkabılarını, yeleğini, köstekli saatini, kalemlerini, tespihlerini, mührünü, 1946 DP hüviyetini ve benzeri pek çok kişisel eşyasını inceledik. Bunun yanı sıra evrak çantasına, daktilosuna, kayıt cihazına ve çok sayıda hukuk dosyalarına da baktık. Odanın ortasındaki masanın üzerinde duran ahşap satranç takımı ise dikkat çekiyordu. Ailesi, Kasım Demiralp’in bu oyuna duyduğu büyük tutkudan sıkça söz ediyor. Nitekim bu tutku bir mirasa dönüşmüş durumda; satranç, Demiralp’ten kalan köklü bir gelenek olarak ailede büyükten küçüğe herkes tarafından hala ilgiyle oynanıyor.

Etrafımızdaki duvarlarda, Demiralp’in 1973 yılında hazırladığı, eskimeye direnen büyük bir çerçevenin içinde yer alan aile şeceresi asılıydı. Bunun yanı sıra Miralay Halid Bey’in, Seyîd Rıza’nın, Şeyh Sait’in, Sedîyê Telhe ile Alişer ve Zarife gibi Kürt tarihine mal olmuş şahsiyetlerin fotoğrafları asılıydı. Aynı şekilde, yakın dönem Kürt siyasetinde yer almış oğlu Dr. Xalid’in (1952-1993), kızı Mesil’in ve yeğeni Mehmet Sait Yıldırım’ın fotoğrafları da bu tarihi figürlerin yanında duvarda yer alıyordu.
Arşivi dijital ortama aktarma çalışmalarını başlatmak için fotoğraf ekipmanlarını kurduk ve teknik kurulumları tamamladık. Bu süreçte, dedesinin arşivi üzerine titizlikle çalışan torunu Dara ve arkadaşı Ahmet ile kayıt altına aldığımız söyleşiler yaptık.
Kasım Demiralp'in Tarihteki Yeri ve Arşivin Önemi
Kasım Demiralp, Kürt tarihinin gölgede kalmış, saklı değerlerinden biridir. Onun kişisel serüveni ve çabası, tarihin hakkaniyetli terazisinde tartılmayı ve layık olduğu yere konumlanmayı beklemektedir. Zira anladığım kadarıyla Kasım Demiralp, aile tarihinden bağımsız olarak müstakil bir hüviyetle de coğrafyanın dört bir yanında tanınıp saygı duyulan bir isim olmuştur. 1998’de hayatını kaybetmiş olsa da, bölgede hala siyaset üstü bir konumda hatırlanıyor. Görüştüğüm köylüler, onun bambaşka bir karaktere sahip olduğunu söylerken, Demiralp’i anlatış biçimleri neredeyse büyüleyici bir hal alıyordu. Güçlü zekâsı ve deruni dünyasıyla hatırlanan Demiralp, aristokratik bir geçmişe sahip olmasına rağmen mütevazı ve gösterişten uzak bir hayat sürmüştür. Toplumla kurduğu bu sade ama güçlü ilişki, onu hafızalara bir sulh insanı olarak yerleştirmiştir.
Demiralp, bölgenin dört bir yanında ortaya çıkan büyük sorunların ya da anlaşmazlıkların çözümünde toplumun sürekli kapısını çaldığı bir isim olmuştur. O da hayatı boyunca bu konularda sorumluluk almaktan hiç kaçınmamış, güçlü belagatiyle kurduğu barış ve sevgi diliyle toplumsal meseleleri yatıştırmaya, sorunlara çözüm bulmaya çalışmıştır. Öyle ki, bölgede çözülemeyen herhangi bir meseleyi kendisine uykularını bölecek kadar büyük bir dert edinir, onu sulh içinde çözene kadar da durmazmış. Bu özellikleri, onu sözü yerde bırakılmayan bir kişi haline getirerek toplumda büyük saygı kazandırmıştır. Bu yönüyle Demiralp, bölgedeki farklı kesimlerin, inanç gruplarının ve cemaatlerin geniş kabul gösterdiği bir isim olmuştur. Toplumla kurduğu güçlü diyalog sayesinde yaşamı boyunca her kesime eşit mesafede duran bir kültür anlayışını temsil etmiştir.

Kasım Demiralp’in dikkat çeken bir başka yönü, mensubu olduğu köklü aile geçmişini gündelik hayatında bir üstünlük ilişkisine dönüştürmemiş olmasıdır. Sözüne duyulan itibar, aristokratik geçmişinden değil, toplumcu ve insani kimliğiyle biçim alan adalet duygusundan, ölçülü dilinden ve insanlarla kurduğu sahici ilişkiden kaynaklanır. Köyde ve çevre bölgelerde anlatılanlara bakılırsa, Demiralp’in kapısını çalanlar, dar çevresiyle ya da yaşadığı kentle sınırlı değildir. Köylerden kasabalara ve çevre kentlere; aşiretlerden, mezheplerden ve farklı toplumsal konumlardan insanlar, coğrafyanın dört bir yanından ihtilaflı meselelerinin sulh içinde son bulması için ona başvurmuştur. Bu yönüyle Demiralp, feodal ilişkilerin belirleyici olduğu bir bölgede, bu bağları zorlaştıran değil; aksine yumuşatan ve gündelik hayattaki etkisini azaltan bir yerde durmuştur.
Dolayısıyla Demiralp, yaşadığı dönem içinde çok önemli toplumsal bir şahsiyet olarak yaşamıştır. Bütün bir dönemin hafızasını sırtlamasına ve doğal bir toplum öncüsü olmasına rağmen tarihte ıskalanmış bir aydındır. Kasım Demiralp, hayatı, birikimi ve mirasıyla bugün yeniden incelenmeye, anlaşılmaya ve keşfedilmeye değer saklı bir hazinedir.
Keza arşivi de öyle. Arşiv, hem Kasım Demiralp’in kişisel hayatı hem bölgedeki Kürt tarihi hem de genel bir tarihi okuması için fırsat sunuyor. Bu açıdan çok önemli bir kaynak niteliğinde. Beni her zaman büyüleyen şey, böylesi arşivlerin tarih yazımının gidişatını, yazma biçimini değiştirme gücüdür. Bu özel koleksiyonlar, çoğu zaman resmi devlet kayıtlarının veya kurumsal belgelerin bilinçli olarak görünmez kıldığı hakikatleri gün yüzüne çıkarıp tartışmaya açma kudretine sahiptir. Bu sayede, bu kişisel ve yerel hikâyeler, yazılı tarihin resmi anlatısında oluşan boşlukları doldurur ve egemen söylemin dışına itilen sesleri gün yüzüne çıkarır. Ancak Kasım Demiralp’in arşivinin bulunduğu coğrafya, bu birikimin kalıcılığı açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Zamanın yol açtığı tahribatın yanı sıra, bölgenin deprem kuşağında yer alması, devam eden güvenlik sorunları ve olası el koyma riskleri, arşivin geleceğini tehdit etmektedir. Bu koşullar, belgelerin bir an önce dijitalleştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Böylece arşivin hem korunması hem de erişilebilirliğinin güvence altına alınması mümkün olacaktır. İlgili kurumlar bu arşive sahip çıkmalıdır. Bu belgeleri, kitapları, mektupları, günlükleri, fotoğrafları, büyük hukuk dosyalarını hem kendisine hem de dengbêjlere ait ses kayıtlarını ve bazı haritaları dijitalleştirerek, bu materyalleri daha geniş bir kitleyle paylaşmak, başka yerlerdeki bilgi eksikliklerini gidermek ve bu tarihi kayıtların kaybolmamasını sağlamak mümkün olacak.
Demiralp Ailesi ve Misafirperverlik
Köklü geçmişinden gelen aile geleneğiyle Demiralp Ailesi, bu mirasın getirdiği ağırlığı üzerinde taşıyan, son derece nazik, kültürlü, ilgili ve misafirperver bir ailedir. Köyde geçirdiğim süre boyunca vişneden cevize, elmadan şeftaliye, ayvadan kiraza kadar çeşitli meyve ağacının gölgelediği o zengin bahçede huzur buldum. Kahvaltıdan ana yemeğe kadar sofradaki hemen her şey, ailenin kendi doğal üretimiydi. Sütünü sağıp kaymak yaptıkları koyunların otladığı bu huzurlu ortamda, o bildiğim ve hayran kaldığım kadim Kürt misafirperverliğinin en sıcak haline tanık oldum. Sofralarımız hiç boş kalmadı. Sıcak tandır ekmeğine sürdüğümüz taze kaymaktan, buharı üstünde tüten güveçlere; tavuktan fasulyeye, pilavdan dolmaya kadar sayısız lezzetle ağırlandım. Ve elbette, bu ziyafetlere gün boyu hiç eksilmeyen, demi kıvamında çaylar eşlik etti.
Son Söz Yerine
Kasım Demiralp’in eşi, çocukları, torunları ve hatta torunlarının çocukları, Kargapazarı’nın merkezinde birbirine bakan geniş bahçeli üç evde yaşamaya devam ediyor. Orada geçirdiğim günlerde, geçmişle bugün arasındaki ilişki ve bildiğim Kürt tarihi ile o coğrafyanın arasındaki bağlar üzerine uzun uzun düşünme şansım oldu. Bir arşivci olarak, arşivlerin oluşumunun ardındaki insan hikâyelerine ve bir koleksiyonun içeriğinin, o materyalleri toplayan kişi hakkında ortaya koyduklarına her zaman ilgi duymuşumdur. Kargapazarı’nda Kasım Demiralp arşivi üzerinde çalıştığım süre boyunca, onun hayatı ve çalışmalarına dair daha fazla bilgi edinmekle kalmadım; aynı zamanda bu mirası yerel Kürt topluluğunun tarihi ve bu bölgenin dilsel, kültürel ve coğrafi dokusu içinde konumlandırma imkânı buldum.

Ahmet, James, Dara
Dr. James Downs
Kargapazarı, Haziran 2025